Ana içeriğe atla

2 Tanrı Vardır

Aamir Khan yer aldığı projelerde toplumsal ve hatta evrensel mesajlar vermeyi seven bir isim. Bu yüzden de favori aktörlerimden biridir. Bu yazımı da Peekay filminin konusundan yola çıkarak yazacağım. "Hangi Tanrı'ya inanayım? Tanrı tektir diyorsunuz. Ama ben değil diyorum. 2 Tanrı vardır. Biri bizi yarattı. Diğerini siz yarattınız. Bizi yaratan Tanrı'yı hiç bilmiyoruz. Ama sizin uydurduğunuz Tanrı tıpkı sizin gibi. Dar kafalı. Rüşvet alıyor, yalan vaatlerde bulunuyor. Zenginleri kabul ediyor, yoksulları bekletiyor. Sizi korku içinde yaşatıyor. Benim doğru numaram basit. Bizi yaratan Tanrı'ya inanın. Sizin yarattığınız Tanrı gitmeli." Filmin repliği bu şekilde. Aslında dini inanışları o kadar güzel özetliyor ki. Üzerine daha ne yazabiliriz diye düşünüyor ve bir miktar ekleme yapmaya karar veriyorum. Çünkü üzerine yazmaya değer, önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Günümüzde en çok eleştiri alan konuların başında dini inanışlar ve din adına yapılan bazı eyleml

Dosta Karşı Koymak

Dosta Karşı Koymak  Dumbledore, gülümseyerek, "Türlü türlü cesaret vardır," dedi. 

"Düşmanlarımıza karşı koymak yürek ister, ama dostlarımıza karşı koymak da yürek ister. Bu yüzden Mr. Neville Longbottom'a da on puan veriyorum."

Harry Potter içerisinde en can alıcı repliklerdendir bu cümleler. J. K. Rowling bu tarz vurucu cümlelerini genelde Dumbledore üzerinden yazmış. Tam bir ak sakallı dede bu Dumbledore. Yol gösterici cümlelerinden biri de yukarıdaki cümleleri. Felsefe Taşı kitabının yıl sonundaki bina puanlarının açıklandığı kısımda söylüyor. 

Bu cümleler üzerine yazmak istedim. Çünkü dostlarımıza karşı koymak, en az düşmanlarımıza karşı koymak kadar cesaret isteyen bir iş. Öyle göründüğü kadar kolay değildir yani. Hatta düşmanın karşısında durmaktan daha zordur dosta karşı koyabilmek.

Günlük yaşantımızda en çok yaptığımız yanlışlardan belki de gerektiği yerlerde dostlarımızın karşısında duramamak. Çoğu zaman dostluğumuz bozulur diye korkarız. Kimi zaman düşmanlarımızın hatalarını masaya koyup dostlarımızın yanlışlarını "bu da bir şey mi canım" edasıyla göz ardı ederiz. Ama günün sonunda düşmanlarımızı eleştirdiğimiz birçok noktanın kendi mahallemizde de olduğunu kabullenmeyiz. Düşman diyip duruyorum da illa kanlı bıçaklı olmaya gerek yok. Haz etmediğimiz ya da muhabbetimizin, tanışıklığımızın olmadığı herkesi katarak söylüyorum, başka bir ifadeyle dost dediğimiz, arkadaş dediğimiz kişilerin dışında kalan herkesi kapsayan bir şekilde kullandım.

Neyse konumuza dönecek olursak bunun bir başka tezahürü siyaset alanında ortaya çıkıyor. İktidar ve iktidar ortağı, muhalefeti eleştirdiği birçok noktayı kendi içinde barındırıyor. Muhalefet de aynı şekilde, iktidarda bulunan, eleştirdiği noktaları yine kendi bünyesinde barındırıyor. Objektif bir göz ile iki taraftan birine "sen eleştiriyorsun ama bak senin içinde de aynısı var. İşte örneği..." diyerek cümle kurduğunuzda çoğu zaman kabul etmiyorlar. Bunu sadece aktif siyaset yapanlar açısında düşünmeyelim. Seçmen kitlesi olarak da oy verdiğimiz partinin yanlışlarını görmemek için adeta devekuşu gibi kafamızı kuma gömmeyi tercih ediyoruz. Çünkü oy vermediğimiz siyasi parti düşmanımız...

İkili ilişkilerde de aynı şekilde illaki bir tarafın tamamen haklı diğer tarafın tamamen haksız olduğu bir ortam oluşturma çabası içerisindeyiz. Tamamen haklı dediğimiz tarafın dost, haksız dediğimiz tarafın düşman olduğu bir ortam varmış gibi. Ne zaman iki tarafa da eşit miktarda yakınlık veya uzaklık hissediyoruz işte o zaman gerçek adaleti arıyor, işte o zaman yanlışın karşısına yanlışın kimden geldiğini göz ardı ederek konuya müdahil oluyor, fikrimizi beyan ediyoruz.

Konuyu çok uzatıp dağıtmadan toparlayalım. Genelleyerek anlattım. Çünkü günlük yaşantımızda dostlarımızın yanlışlarına karşı koyabilmenin, onları uyarıp düzeltebilmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istedim. Elbette aramızda Neville gibi dostlarının yanlış yaptığını düşündüğü anda karşısına geçebilecek kişiler var. Ama maalesef bu sayının giderek azaldığını düşünüyorum. O yüzden önemi vurgulayabilmek için de genelleme ihtiyacı hissettim.

Bu arada Neville her ne kadar karşı koysa da Harry, Ron ve Hermione istediklerini yapabilmek için arkadaşlarını saf dışı bıraktılar. Zaten kuralları çiğneyerek yaptıkları işin sonunda güzel bir sonuç ortaya çıktı. Neville kendi üzerine düşeni yaptı, Harry ve arkadaşları da kendi üzerlerine düşenleri yaptılar. Bu yüzden karşısında durmadan önce bir açıklama beklemenin gerekliliği de ortaya çıkıyor. Yani peşinen yanlış diyerek karşısına dikilmenin yanlış olduğu anlar var. İşte bunların tahlilini yapabilmek için önce dinlemek gerekiyor. Arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan ve hatta düşmanlarımızdan bile dinlemek gerekiyor bazen.

Daha iyi bir Dünya için düşmanlarımızın yanlışlarında karşılarına dikildiğimiz gibi dostlarımızın da yanlışlarında karşılarına dikilebilme cesaretini hepimizin gösterebilmesi ve adım adım daha iyi bir Dünya inşa etmek için yazdığım bu yazıya eklemek istediğiniz ya da eleştireceğiniz bir fikriniz var ise yorumlara bırakın, beraber tartışalım. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2 Tanrı Vardır

Aamir Khan yer aldığı projelerde toplumsal ve hatta evrensel mesajlar vermeyi seven bir isim. Bu yüzden de favori aktörlerimden biridir. Bu yazımı da Peekay filminin konusundan yola çıkarak yazacağım. "Hangi Tanrı'ya inanayım? Tanrı tektir diyorsunuz. Ama ben değil diyorum. 2 Tanrı vardır. Biri bizi yarattı. Diğerini siz yarattınız. Bizi yaratan Tanrı'yı hiç bilmiyoruz. Ama sizin uydurduğunuz Tanrı tıpkı sizin gibi. Dar kafalı. Rüşvet alıyor, yalan vaatlerde bulunuyor. Zenginleri kabul ediyor, yoksulları bekletiyor. Sizi korku içinde yaşatıyor. Benim doğru numaram basit. Bizi yaratan Tanrı'ya inanın. Sizin yarattığınız Tanrı gitmeli." Filmin repliği bu şekilde. Aslında dini inanışları o kadar güzel özetliyor ki. Üzerine daha ne yazabiliriz diye düşünüyor ve bir miktar ekleme yapmaya karar veriyorum. Çünkü üzerine yazmaya değer, önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Günümüzde en çok eleştiri alan konuların başında dini inanışlar ve din adına yapılan bazı eyleml

Telefonumuz Kara Kutumuz Mu?

W hatsApp'ın güvenlik güncellemesi sonrasında verilen tepkiler ile birlikte tekrar gündeme gelen bir soru vardı: Telefonumuz kara kutumuz mu? Farklı bir şekilde soracak olursak: Cebimizde bizimle birlikte her yere gelen bir yol arkadaşımız olduğunu düşündüğümüz telefonumuzda neler saklıyoruz? Ailemizle ya da en yakın arkadaşlarımızla paylaştığımızdan daha farklı sırlarımızı da kapsıyor mu? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar ile telefonumuzun hayatımızdaki yerini tespit etmiş olacağız. Telefon ile birlikte gizlilikten ne anladığımızı da tartışarak sorularımıza cevap arayalım. Bugün bu konu üzerine yazmak istedim. Malum WhatsApp güvenlik güncellemesini rafa kaldırmak yerine ertelemişti. Önümüzdeki haftalarda bu konu tekrar gündeme geleceği için fikirlerimi yazmak istedim. Öncelikle kitlesel boyutta bakalım. Akıllı telefonlara ve sosyal medya uygulamalarına bakış açımız "CIA , KGB, MİT filan bizi takip ediyor" seviyesinde. Bunu birçoğumuz söylüyoruz. Diğer yandan Cem Yılmaz'