Ana içeriğe atla

2 Tanrı Vardır

Aamir Khan yer aldığı projelerde toplumsal ve hatta evrensel mesajlar vermeyi seven bir isim. Bu yüzden de favori aktörlerimden biridir. Bu yazımı da Peekay filminin konusundan yola çıkarak yazacağım. "Hangi Tanrı'ya inanayım? Tanrı tektir diyorsunuz. Ama ben değil diyorum. 2 Tanrı vardır. Biri bizi yarattı. Diğerini siz yarattınız. Bizi yaratan Tanrı'yı hiç bilmiyoruz. Ama sizin uydurduğunuz Tanrı tıpkı sizin gibi. Dar kafalı. Rüşvet alıyor, yalan vaatlerde bulunuyor. Zenginleri kabul ediyor, yoksulları bekletiyor. Sizi korku içinde yaşatıyor. Benim doğru numaram basit. Bizi yaratan Tanrı'ya inanın. Sizin yarattığınız Tanrı gitmeli." Filmin repliği bu şekilde. Aslında dini inanışları o kadar güzel özetliyor ki. Üzerine daha ne yazabiliriz diye düşünüyor ve bir miktar ekleme yapmaya karar veriyorum. Çünkü üzerine yazmaya değer, önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Günümüzde en çok eleştiri alan konuların başında dini inanışlar ve din adına yapılan bazı eyleml

Telefonumuz Kara Kutumuz Mu?

WhatsApp'ın güvenlik güncellemesi sonrasında verilen tepkiler ile birlikte tekrar gündeme gelen bir soru vardı: Telefonumuz kara kutumuz mu? Farklı bir şekilde soracak olursak: Cebimizde bizimle birlikte her yere gelen bir yol arkadaşımız olduğunu düşündüğümüz telefonumuzda neler saklıyoruz? Ailemizle ya da en yakın arkadaşlarımızla paylaştığımızdan daha farklı sırlarımızı da kapsıyor mu?

Bu sorulara verdiğimiz cevaplar ile telefonumuzun hayatımızdaki yerini tespit etmiş olacağız. Telefon ile birlikte gizlilikten ne anladığımızı da tartışarak sorularımıza cevap arayalım.

Bugün bu konu üzerine yazmak istedim. Malum WhatsApp güvenlik güncellemesini rafa kaldırmak yerine ertelemişti. Önümüzdeki haftalarda bu konu tekrar gündeme geleceği için fikirlerimi yazmak istedim.

Öncelikle kitlesel boyutta bakalım. Akıllı telefonlara ve sosyal medya uygulamalarına bakış açımız "CIA , KGB, MİT filan bizi takip ediyor" seviyesinde. Bunu birçoğumuz söylüyoruz. Diğer yandan Cem Yılmaz'ın gösterisinde anlattığı şekilde paranoyaklaşma gibi bir tezahürü var hayatımızda. Filmin koptuğu yer de aslında tam olarak burası. Gerçekten bizi takip ediyorlar mı? Yoksa takip ediyormuş süsü mü veriyorlar? Buna en yakın örnek Amerika seçimlerinde Obama'nın son dönemi ve Trump'ın ilk seçildiği dönem üzerinden örneklendirelim. Cambridge Analytica şirketinin ileri sürdüğü bir iddia var. Sosyal medya ve özellikle Facebook üzerinden seçim manipüle edildiği yönündeki bu iddia bayağı ses getirdi. Kişilerin beğendiği, takip ettiği sayfa ve gönderiler üzerinden siyasal eğilimi tespit edilip, bu eğilimin katılık-esneklik durumuna göre kişinin sayfasına sponsorlu gönderiler koyarak seçmen iradesinin manipüle edilmesini deliller ile birlikte ortaya koydular. Yani CIA, KGB, MİT, MI6 veya MOSSAD gibi istihbarat örgütleri bizi sosyal medya üzerinden kendileri takip etmiyor. Sadece bizim seçimlerimizi algoritmalar ile tespit edip, kitlesel yönlendirme şeklinde bir strateji belirleniyor. Gelinen son noktada ise Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg Amerika'ya bir miktar tazminat, çok miktar özür ile bunun sistemlerindeki bir açık sebebiyle dışarıdan müdahale ile yapıldığını kabul etti. Cambridge Analytica şirketi ise Facebook üzerinden kişi verilerine ulaştığı ve depoladığı gerekçesiyle bazı yaptırımlara maruz kalmış, ardından da iflas ettiğini açıklamıştı. Yani kitlesel yönlendirmeler açısından telefonlarımızdaki veya bilgisayarımızdaki verilerimiz bir şekilde değerlendiriliyor.

Gelelim kişisel boyuta. Telefonumuz cebimizde bizimle birlikte her yere geliyor demiştik. Her yer derken abartmıyorum. Tuvalete dahil her yere giderken telefonumuz yanımızda. O derece yer edinmiş bir nesneden bahsediyoruz. Ailemiz izlediğimiz videolardan habersiz. Arkadaşlarımız ile buluşmak için artık ortak bir mekana gitmek gerekmiyor. Aynı oyunun aynı odasına dahil olmamız yetiyor ya da WhatsApp'ın içinde açtığımız bir grup ile ortak bir alan oluşturmuş oluyoruz. Telefonumuzu başkası kurcalamaz ise tamamen bize ait bir alan. Gizli ve mahrem. Sadece karşımızda olan kişi ya da kişiler ile aramızda. Biz istemediğimiz sürece kimsenin haberi yok olmayacak o mesajlardan, fotoğraflardan, videolardan... İşte bu noktada da kişisel boyutta dananın kuyruğu kopuyor. WhatsApp bizden alacağı tek bir izinle uygulama içinde olan bilgilerimizi diğer uygulamalar ile mi paylaşacak? Hani benim ailemden, en yakın arkadaşlarımdan gizlediğim o bilgiler artık gizli kalmayacak mı? Hani WhatsApp'ta olan WhatsApp'ta kalırdı? Olmaz, olamaz...

İşte WhatsApp'ın gündem olan güncellemeyi dayatmasının sebebi kitlesel boyutta incelediğimiz üzere tekrar tazminat ödememek adına kendini sağlama almak istemesi ile alakalı. Ancak bizler kişisel boyutta neler ile karşılaşacağımızı düşündüğümüz için, kitlesel boykota varan tepkiler gösterdik. Burada tepkiler yanlış demiyorum. Elbette tepki gösterilmesi gereken bir konu. Kişisel boyutta telefonumuzun hayatımızın her alanında olduğu gerçeği ile en sert yüzleşmeyi yapmamıza da sebep /vesile olduğunu söylemek gerek. 

Telefonumuz artık sadece WhatsApp veya herhangi bir sosyal medya uygulaması açısından değil, depoladığımız şeyler açısından da çok önemli hale geliyor. Girdiğimiz siteler, çektiğimiz fotoraflar/videolar, paylaştığımız konum bilgisi açısından hakkımızda çok fazla şey depolanıyor telefonumuzda. 

Sizin için de telefonunuz kara kutunuz haline geldi mi? Bütün mesajlarınız herkese açık mı? Bütün konuşmalarınızı hoparlör açık şekilde yapabilir misiniz? En basitinden telefonunuzda ekran kilidi var mı yok mu? Varsa sebebi ne? Bu sorular ile birlikte tekrar düşünün isterim. Cevabınızı da yorum olarak yazarsanız sevinirim.

Cebimdeki YabancıGelelim yazının konusu ile alakalı film önerilerine. Birincisi 2016 yılında vizyona giren İtalyan yapımı "Perfetti Sconosciuti (Mükemmel Yabancılar)" filmi. Diğeri ise BKM tarafından, bu filmden birebir uyarlama olarak yapılmış "Cebimdeki Yabancı" filmi. Birebir uyarlama diyorum çünkü senaryo aynı. Olaylar bile neredeyse aynı. Aynı senaryonun Fransız, İspanyol versiyonları filan da var. Ben İtalyan, Fransız ve Türk versiyonlarını izledim. Diğerlerinin yorumlarına filan baktım. Bütün senaryolar ufak tefek değişiklikler hariç aynı. O yüzden sadece birini izlemeniz konu açısından yeterli olacaktır. Birbirlerinden gizli saklı bir şeyleri olmadığını iddia eden yakın 4 arkadaşın eşleri ile birlikte yedikleri bir akşam yemeğini konu edinen bu yapımda, yemek boyunca masadaki herkesin telefonu hoparlör açık şekilde cevaplayacağı, gelen mesajları yüksek sesle okuyacağı yönünde bir oyun oynaması ile gelişen olayları anlatılıyor. Hayatımızdan adeta bir kesit şeklinde hazırlanan bu senaryoyu birkaç tereddüt dışında başarılı bulmuştum. 

Yazıyı bitirmeden önce sizlere yine birkaç tane soru soracağım. WhatsApp'ın bilgilerimizi paylaşacağı yönündeki güncellemesine verilen tepkilerin temelinde telefomuzdaki sırlarımız olabilir mi? Telefonumuz gerçekten kara kutumuz gibi bütün sırlarımızı taşıyor mu? Öldüğünüzde telefonunuzun kendini imha edeceği bir teknoloji olsaydı kullanmak ister miydiniz? 

Konu hakkında yeni bir bakış açısı kazandırmak, farklı örnekler ile konuyu desteklemek için yorumlarınızı bekliyorum. Yorum yapın ki tartışalım, öğrenelim, öğretelim....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2 Tanrı Vardır

Aamir Khan yer aldığı projelerde toplumsal ve hatta evrensel mesajlar vermeyi seven bir isim. Bu yüzden de favori aktörlerimden biridir. Bu yazımı da Peekay filminin konusundan yola çıkarak yazacağım. "Hangi Tanrı'ya inanayım? Tanrı tektir diyorsunuz. Ama ben değil diyorum. 2 Tanrı vardır. Biri bizi yarattı. Diğerini siz yarattınız. Bizi yaratan Tanrı'yı hiç bilmiyoruz. Ama sizin uydurduğunuz Tanrı tıpkı sizin gibi. Dar kafalı. Rüşvet alıyor, yalan vaatlerde bulunuyor. Zenginleri kabul ediyor, yoksulları bekletiyor. Sizi korku içinde yaşatıyor. Benim doğru numaram basit. Bizi yaratan Tanrı'ya inanın. Sizin yarattığınız Tanrı gitmeli." Filmin repliği bu şekilde. Aslında dini inanışları o kadar güzel özetliyor ki. Üzerine daha ne yazabiliriz diye düşünüyor ve bir miktar ekleme yapmaya karar veriyorum. Çünkü üzerine yazmaya değer, önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Günümüzde en çok eleştiri alan konuların başında dini inanışlar ve din adına yapılan bazı eyleml

Dosta Karşı Koymak

  Dumbledore, gülümseyerek, "Türlü türlü cesaret vardır," dedi.   "Düşmanlarımıza karşı koymak yürek ister, ama dostlarımıza karşı koymak da yürek ister. Bu yüzden Mr. Neville Longbottom'a da on puan veriyorum." Harry Potter içerisinde en can alıcı repliklerdendir bu cümleler. J. K. Rowling bu tarz vurucu cümlelerini genelde Dumbledore üzerinden yazmış. Tam bir ak sakallı dede bu Dumbledore. Yol gösterici cümlelerinden biri de yukarıdaki cümleleri. Felsefe Taşı kitabının yıl sonundaki bina puanlarının açıklandığı kısımda söylüyor.  Bu cümleler üzerine yazmak istedim. Çünkü dostlarımıza karşı koymak, en az düşmanlarımıza karşı koymak kadar cesaret isteyen bir iş. Öyle göründüğü kadar kolay değildir yani. Hatta düşmanın karşısında durmaktan daha zordur dosta karşı koyabilmek. Günlük yaşantımızda en çok yaptığımız yanlışlardan belki de gerektiği yerlerde dostlarımızın karşısında duramamak. Çoğu zaman dostluğumuz bozulur diye korkarız. Kimi zaman düşmanlarım